Açılım aldatmacası ve Aleviler

AKP Hükümeti 2009/2010 yıllarında Alevi Açılımı adı altında bir çok meseleyi tartışmaya açmış ve özellikle Alevi kamuoyunu büyük bir beklentiye sokmuştu. Aylarca süren tartışmalar ve büyük bir ciddiyetle hazırlanan raporlara rağmen açılımdan büyük bir aldatmaca ortaya çıkmıştı. Esasen, her ne kadar beklenti oluşmuşsa da sonuçları üzerinde bir hayal kırıklığı yaşanmamıştı. Çünkü, Aleviler devletin ve AKP hükümetinin karakterini iyi tanır ve Alevilere yönelik temel yaklaşımların hiçbir koşulda ve dönemde değişmeyeceğini bilirler. Bu nedenledir ki devletin inkarcı ve imhacı siyasetinin kalıcı olduğu gerçeğini görerek, hükümetlerin vaatlerine hep kuşku ile bakarlar.  Nihayetinde de hep haklı çıkmışlardır. Osmanlı devletinin binbir türlü zulmüne ve katliamlarına tabi tutulmuş olan Aleviler, Cumhuriyet fikrine yakın olmuş ve Cumhuriyetin ilanında açıktan taraf olmuştur. Osmanlının karşısında Cumhuriyete taraf olmuş ve kurtuluşu da Cumhuriyette görerek çok büyük beklentiye girmiştir. Şeriata karşı Cumhuriyeti savunmak en doğal ve en akılcı olandı. Cumhuriyetle birlikte devlet idaresinde her şey değişti, seçimler geldi, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı, ölçü birimleri değişti, kılık kıyafet değişti, alfabe değişti, sanayi hamlesi yapıldı, başkent değişti, sınırlar değişti v.s v.s. ancak değişmeyen şey Alevilere bakış açısı ve dinin devlet ile ayrılmaz, kopmaz bağı idi. Şeyhislamın yerini diyanet aldı, medresenin yerini ilahiyat, din eğitimi mekteplerinin yerini imam hatipler aldı. Peki Aleviler için değişen neydi. Tekkelerine, dergahlarına, türbelerine el koymak ve Aleviliği ve ibadetlerini tümden yasaklamak. Ne demiştik? Dönem değişir, mekan değişir, koltuk değişir ama Alevilere yönelik anlayış değişmez. Peki sadece yasaklar veya gasp edilen ibadethanelerle mi kalındı? Tabi ki hayır. Tekçi, inkarcı ve şoven faşist kafa katliamlarına da ara vermeden devam etti. Koçgiri, Dersim, Zini Gediği, Maraş, Sivas, Madımak, Çorum, Gazi, Gezi ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz katliamlar devamında sürgünler, işkenceler ve en insafsızca sürdürülen asimilasyon politikaları. Bütün bu yaşanmışlara rağmen Aleviler Cumhuriyetten vaz geçmedi, tersine demokratikleşmesi için mücadele etti ve ediyor da. Varolan rejimin Cumhuriyet rejimi olmadığı, laikliğin hiçbir dönem kurumsallaşmadığı gerçeğinden hareketle, gerçek manada demokratik Cumhuriyet ve laiklik mücadelesinden kopmadılar.

Bugüne gelindiğinde Aleviler yine büyük bir abluka ile karşı karşıya ve tarihi bir sınavdan geçiyorlar. Çok önceden hazırlanan ama  Cemevlerine yönelik saldırılardan sonra hızlanan asimilasyon projeleri kapsamında bizzat AKP’nin başında bulunan Tayyip ERDOĞAN üzerinden kamuoyuna bir dizi açıklamalar yapılıyor. Bu açıklamalarda ileri sürülen her şey Aleviler için kazanımlar ve vaatler olarak sıralanıyor. Halbuki, bunların hiç biri ne kazanım ne de vaat niteliğindedir. Tersine Alevilerin ve Alevi Kurumlarının ne kadar kırmızı çizgisi var ise hepsini kazanım olarak sunuyorlar. Hızını alamayan ERDOĞAN, Aleviliği tarif etmeyi ve Alevilere Hakaret etmeyi de ihmal etmiyor. Kinini ve nefretini de hiç saklamıyor. Klasik devlet aklı ile hareket etmekten geri durmuyor. Alevilerin onca talebini elinin tersi ile itiyor ve aslında talep şöyle dursun, asla kabul etmeyecekleri vaatler ileri sürüyor. Kimlik mücadelesini harca, betona gömen, taleplerinin üzerini boya ve badana ile kapatan, hak ve hakikat mücadelesini maaşa bağlamak isteyen, inancın ve ibadethanenin başına diyanet getiren bir yaklaşımı Alevilerin kabul etmesi mümkün değildir. Bütün bu organize saldırının arka planı bellidir. Bin yıllık tekçi ve inkarcı zihniyet. Kürtlere uygulanan her yöntem Alevilere de uygulanmaktadır. Ama, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu sefer de başarılı olamayacaklar ve baltayı taşa vuracaklardır. Alevilere biat ettirmek ve diz çöktürmek mümkün değildir. Aleviler ve alevi örgütleri her zamankinden daha çok bir aradalar ve birlikte mücadele içindedirler. Hükümetin her hamlesi Alevileri daha çok bir araya getirecek ve kopmaz bağlarını güçlendireceklerdir. Aleviler hükümetin son operasyonunu da püskürteceklerdir. 17/18 Eylül’de Serçeşmemiz Hacıbektaş’ta yapacakları ortak toplantı, öncesinde yapılan ön görüşmeler ve sonrasında yapılacak bölge toplantıları ile bu ablukayı dağıtacaklardır. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Alevilerin ve kurumlarının her bir talebi toplumsal muhalefet güçlerinin genel taleplerinden bağımsız değildir ve aralarında ciddi bağlar vardır. Dolayısı ile eşit yurttaşlık talebi üst başlığında buluşup, hükümetin topyekün saldırılarına karşı topyekün bir karşı duruş gösterilebilir. Bunun bütün koşulları mevcuttur. Hükümetin açmaya çalıştığı kilit paslanmıştır. Şimdi o kilidi parçalamak ve bütün gerçeği orta yere saçmak en temel görevdir. AKP hükümetini açılımını da, saçılımını da o sandığa doldurup, tarihin çöplüğüne atmak bütün ötekilerin, mazlumların ve mağdurların boynunun borcudur.

Bu mücadeledeki en temel ihtiyaç, birliktir. O halde Gelin Canlar Bir Olalım deme zamanıdır.

Hepimize kolay gelsin. Aşk ile…


Elif Keleş O.